Kukla

Best Selller olan ünlü Sapiens in yazarı Harari nin de kitabında ifade ettiği ‘’ Görünürde insanoğlunun üreyip neslini devam ettirmekten başkaca bir varlık amacı yoktur “ düşüncesi bizi pek tatsız , mekanik evrende bir insan tahayyülüne götürüyor ister istemez .

Elbette ilk kez dile getirilmiyor buna benzer görüşler . Rönesans tan beri , materyalist bakış açısı artan oranda entelektüeller tarafından dile getirilir oldu. Dayanağını çoğu zaman ideolojik temellerde buldu ve hedefi Din vaftizli Devlet terörü ve baskıcılığına karşı durmaktı . İdeolojik temelli yaklaşımın ilk dönemlerde halkta karşılığını bulduğunu söylemenin tarih bize zor olduğunu söylüyor .

Geçen zaman içerisinde bilimin ve bilimsel bakış açısının yaygınlaşması , insanoğlunun varoluş muhakemesini tartışıldığı ideolojik ve felsefi temelden alıp , bilimsel zemine taşıdı ..

Önce insanoğlunun davranışsal ve düşünsel mekaniğini keşfetmeye ve neden sonuç ilişlilerini belirli bir sistem içerisinde anlamaya çalışan disiplinler geliştiren psikoloji ekolleri gelişti .Ardından anatomik düzeni , işleyişini , hormonları , enzimleri , DNA yı , beyin ve bölümlerini , hazzı , ödül ve tatmin mekanizmalarını keşfeden laboratuvar bilimleri ..

Giriş paragrafında “ tatsız “ sıfatını kullanmam bilinçli idi çünkü böyle baktığımızda insanlığın kabaca 15.000 yıllık kültürel mirası yavan bir amaca bağlanıyor. Ne yani , tüm onca sanatsal üretimimiz , müzik, edebiyat , şiir , kurduğumuz girift sosyal düzen , varlık amacı sadece üremek olan insan için mi ? Ne büyük bir hayal kırıklığı !.. İsyan etmemek elde değil ! Bu kadar komplike bir yaratık ve ondan çıkan bunca mükemmel yaratımın bu “ basit ve yüzeysel “amaç için olması ..

Diyelim ki öyle , bunu bilmek bizim ne işimize yarayacak . Bir tarafta yarı tanrısal sihirli bir dünyada yaşayan , muhteşem besteler yapan , inanılmaz mimari şaheserler yaratan ,destansı aşklar yaşayan geldiği yer Tanrı nın ruhu , gittiği yer Tanrı nın cenneti olan bir varlık . Diğer yanda her yapıp edegeldiğinin arkasında üreme , üremek için seçilme , seçilme için başarma , başarmak için çalışma , çalışmak için yemek yeme ve barınma olan siyah beyaz mat bir dünya ..
Aşkın ömrü bile buna göre biçiliyor bu ikinci dünyada , 2,5 -3 yıl , korumaya muhtaç doğan insan yavrusunu belirli bir olgunluğa gelene kadar ebeveynlerin bir arada kalmasını temin eden doğanın icadı bir kimyasal iksir aşk . Buna önce Ferhat ile Şirin sonra da Romeo ile Juliette isyan eder ..

Bilimsel bakışa göre bu ikinci dünyada ki insan besin zincirinin tepesine çıkarak diğer canlılardan evrimin ona bahşettiği alnının hemen arkasında yer alan pre frontal korteks ilavesi ile ayriliyor . Bugun insani davranis diye sergiledigimiz tum hareketlerin programlandığı ve diğer canlı
beyinlerinde olmayan bölüm .. Öyle bir yer ki , insana ölümlü bir varlık olduğunu bilen tek yaşayan canlı olma istisnasını veriyor .

Şu içinde bulunduğumuz pandemi günlerinde hepimizin ister istemez yüzümüzü çevirdiğimiz bilim ve onun sözcülerinin ağzından çıkandan başka bir şey duymak istemiyoruz . Bir politikacı fikir beyan etmeye kalksa sen sus bilim kurulu var biz o ne derse ona itibar ederiz diyoruz , demeye bile gerek kalmadan aslında normal zamanlarda çok esip gürleyen politikacı , yazar , kanaat önderi ve hatta din adamı gürûhu kuyruğunu kıstırıp hiyerarşik sıraya geçip bilim insanlarının ağzından çıkacaklara bakıyor . Yani iş ciddi olduğu zaman gerçeklerle yüzleşip teşhisi, tespiti açıklamayı ve nihayet çözümü bilimden bekliyoruz .

Biz konumuza dönecek olursak her ne kadar tatsız tuzsuz olsa da tasvir ettiğimiz ikinci dünya bilimsel olarak gerçek dünya . İnsan benliği tüm yaşayan canlılar gibi temelinde amacı neslini devam ettirmeye programlı bir vücudun isteklerini yerine getirmeye çalışan kukla bir benliğin sahibi . Kukla benlik efendisine ve onun amacına layıkıyla hizmet ile genlerini aktarmak ve tabi doğal olarak öncelikle seçilmek için paralıyor kendini . Sosyal statü , iyi bir iş , ev , araba , güç , emrinde çalışan insanlar vs vs hep bu amaç için .

Gelelim en önemli soruya bunu bilmenin bize ne faydası var . İlk faydası bireysel düzeyde kendimizi hırpalamaktan vazgeçmekte. Hırslarımızın ve her gün verdiğimiz mücadelenin arkasındaki temel amacı ve motivasyonu görüp doğanın kendini devam ettirme değirmenine su taşıyan zavallı insana ayna tutmakta .. Aslinda Kutsal , ulvi ve büyük amacları olmayan insanın omuzlarında ki onca yükü hafifletmek .. Sadece kendinin değil tüm insanların varoluşsal temelde pek de önemli olmadığı duygusu ile rahatlamak ..

İkinci fayda ise birinci dünyanın anlamlı kıldığı din ,dil , ırk , ulus gibi ayrıştırıcı kavramları insanların birbirine karşı saf tutmasını sağlayarak gezegen üzerinde savaş , kan , açlık , yokluk yaratanların kuklası olmaktan vazgeçmeye dönük ilk adımı atmak .

İnsanlığın kendine olan en büyük borcu , onu diğer canlılardan ayıran evrimsel temelli entellektüel kapasitesinin namusu gereği önce diğer canlıları sonra kendi türünün kabul edilebilir şartlarda devamını sağlamaktır . Hitler in Wagner in Almanyasindan ciktigini, Charles Darwin in türlerin kökenine ilişkin ortaya attığı bilimsel dünya görüşünün Sosyal Darwinism e evriltilerek zayifi yok etmenin meşru savaş sebebine dönüştürüldüğü, fizikçilerin nükleer füzyonu ile Japonya da milyonlarca insanın öldürüldüğü düşünüldüğünde insanoğlunun entellektüel kapasitesinin dünden bugüne bir BARIŞ borcudur bu …

Bir cevap yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.